İç ses... Ah o iç ses...

Ne zaman kendiyle dürüstçe konuşur insan?

İşkencecisini anımsadığında mı? Kaybettiği annesinin ardından onun hafızasızlığını hatırlarken kendi kelimelerini unutmaya başladığında mı? Hiç gitmediği/ görmediği bir yerden bulaştığına inandığı lanet, asla çıkmaması gereken bir yolculuğa çağırdığında mı?

Ne zaman?

Koca bir ülkeyi sarmış sansür ağı, iç sesini rahat bırakır mı bir yazarın peki? ‘Oraya gitme’ der mi mesela sürekli? ‘İçki içme’ diye yer mi başının etini? Bir hamamın kurnası, kaç günaha ev sahipliği yapar böyle zamanlarda? Olmayacak, gizli bir aşkı kovalarken insan zihni, iç sesi ‘her şeyin farkındayım, zamanı geldiğinde konuşacağım’ diye tehdit eder mi alttan alttan?

Ne zaman kendiyle dürüstçe konuşur insan? İç sesine ne zaman çeker ‘Konuş ulan! Elinden geleni ardına koyma.’ diyebilme restini?

2 yıl önce; iki şiire emanet edilmiş bir nüfus cüzdanıyla ağzımızda müthiş bir tat bırakan Yekta Kopan, orada kesin olarak kayıt altına aldığı ‘usta öykücülüğünü’ bu kez bambaşka bir yere taşıyor. Türkçede var olan neredeyse tüm kelimelerle dans ederek, iç sesiyle kulağımıza müthiş gizemler fısıldıyor. Okurunu kendiyle birlikte, dilin olanaklarını sonuna kadar kullanmaya yol açan ilginç bir oyuna zorluyor adeta. Bilmediğin bir kelimenin peşinde koşarken buluyorsun sonra kendini ve yazarla birlikte bağırmaya başladığını fark ediyorsun: ‘Samodeyyyyyy!’

İyi yazar olmanın ön koşulu kendi sesini duymak bana kalırsa; iyi duymak ama, sansürlemeden, yargılamadan dinleyebilmek…

Sonrası kendiliğinden geliyor galiba usta öykücü olunca…

Çünkü “Mahallede oyun oynarken dilinde ne varsa, büyüdüğünde de aynı kelimelerle oynamak istiyorsun.”

Ve Yekta Kopan gibi usta bir öykücüysen, kendi mahallende biriktirdiğin o kelimeleri ustaca dağıtıyorsun oyuna katılan herkese. Herkes payına düşeni alıyor.

Ve oyunun en tehlikeli ama en güzel yerine gidişimizi seyrediyor yazar.

Üstelik ‘Sakın oraya gitme’ diyerek…

 

Sakın Oraya Gitme

Yekta Kopan

Can Yayınları, Kasım 2016, 133 sayfa

13 TL