Keşke sadece masal olsa...

1995 yılının Mayıs ayından beri, İstanbul'da Galatasaray Meydanı derin bir hüzne ev sahipliği yapar. Öyle bir hüzündür ki bu; evladını, eşini, babasını arayan insanlar, ellerinde birer kare fotoğrafla, yarım kalmış bir hayatı en azından noktalamaya çalışır. Öyle ya... Bitmemiş hayattan ümit kesilir mi?

...

Kesilir kesilmesine de... nasıl anlatır insan bunu kendine? Kolay mıdır sancılar içinde dünyaya getirdiğinden, acılar içinde büyüttüğünden, pamuklar içinde yeşerttiğinden öylece vazgeçmek? Kolay mıdır yıllarca aynı yastığa baş koyduğunu, gözünün içine bakarken yüreğini titreteni "Tamam, gitti artık, yok işte!" deyip unutmak?

Değil elbet!

Onları yitirmek kolay değil de... anlatmak kolay mı peki?

O da kolay değil...

Böyle zor bir işe kalkışmış işte Attila Şenkon ve doğruya doğru... hakkıyla başarmış.

Kötü masallar, insanın; elini, kolunu, gözünü, kulağını ağrıtan, parmak uçlarına kadar canını yakan masallar çünkü bunlar...

Üstelik hiçbirinin sonunda kötü kalpli dev yenilmiyor, üstelik daha okumaya başlarken biliyorsunuz galip geleceğini o insanlık düşmanı yaratığın...

O zaman bir soru daha:

Neden mutsuz masallar dinlemek ister insanlar?

İstemez ki...

Hiç istemez hem de...

Ama Attila'nın bir oya gibi, incelikle işlediği masallar gerçek ne yazık ki...

Keşke sadece masal olsa...

Keşke bu ülkede... keşke 22 yıldır... keşke analar, babalar, eşler, çocuklar... keşke... anlatılan masalın sonunda iyiliğin kazandığını duysa...

Keşke o masallar: "Sonrası yıllardır sır, elde var kemik torbalı bir rüya" diye bitmese...

Keşke...

 

Attila Şenkon

İletişim Yayınları.

Mayıs 2017, 105 sayfa, 12 TL.