Ne fıtrat ne kader, düpedüz cinayet!

Gezi günlerinde Eskişehir’de bir karanlık sokakta öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın ardından gazeteciliğin temel ilkesi ‘fikri takip’ gereği ısrarla sürdürdüğü haber kovalamacası, Türkiye’de epeydir unutulmaya yüz tutmuş ‘araştırmacı gazetecilik’ kavramını hatırlamamıza yol açmıştı. Öyle ki bu ısrar sayesinde; cinayetin devlet- vatandaş iş birliğiyle gerçekleştiği ortaya çıkmakla kalmamış aynı zamanda, halk açısından artık pek de ciddiye alınmayan gazetecilik mesleği için hala bir umut olduğu da düşünülmeye başlamıştı.

Ancak İsmail Saymaz’ın işi o günden sonra çok zorlaştı. Bir yandan kitabının girişinde belirttiği gibi 20’ye yakın davada 100 yılı aşan hapis cezası istemiyle yargılanırken -ki bu kaçınılmazdır, bu topraklarda hiçbir iyilik cezasız kalmaz- diğer yandan da üzerine ağır bir sorumluluk bindi. TV ekranlarında, tarihin ‘t’si hakkında bir fikri olmadan ezber düşmanlıkla Atatürk’e ‘elit’ diyene dert anlatmak mı istersiniz, ‘Bu adamı kovun, yoksa siz de güme gidersiniz’ diyerek patron düzeyinde tehdit savuran tetikçilerle uğraşmak mı dersiniz… Hepsi birden aslında, hatta daha da fazlası…

Bunca koşuşturmanın arasında yazmaya fırsat bulabilmesine şaşmamak elde değil aslında Saymaz’ın. Son 6 yıla bununla birlikte 9 kitap sığdıran İsmail Saymaz sadece bunun için bile ekstra alkışı hak ediyor.

Ali İsmail’in ardından bu kez de “Fıtrat” ile, bu ülkenin başka evlatlarının öldürüldüğü cinayetlere ışık tutuyor Saymaz. Üstelik Ali İsmail cinayetinde olduğu gibi yine; çok kişinin gördüğü, bazıları güvenlik kameralarıyla kaydedilmiş cinayetler bunlar da. Ali İsmail’i tekmeleyerek öldürenlerin sahip olduğu o büyük nefret duygusu  bu cinayetlerde yok belki ama onun yerine kitap boyu sık sık örneklediği kapitalist düzenin (bunlar olsa da olur ölse de) bakışı boşluğu dolduruyor… Beş kadın işçinin aydınlatmanın olmadığı bir fabrikada çıkış yolunu bulamadıkları için yanarak ve zehirlenerek öldüğü Bursa’dan, 10 erkek işçinin fren mekanizmasını çalıştıracak düğmesi yasalara aykırı şekilde kapatıldığı için neredeyse 100 metre yükseklikteki asansörün yere çakılmasıyla öldüğü İstanbul’a kadar örneklerle  ‘Fıtrat değil bu’ diye bağırıyor ‘Düpedüz cinayet!’

Kitabın girişinde Türkiye’de işçi sınıfının mücadele tarihine kısa, hızlı ama aynı derecede şık bir bakış atan Saymaz, yaşanan iş cinayetlerine ilişkin yargılamalar ve sonuçlarını da tek tek ele alarak bu mücadelenin patron- siyasetçi iş birliğiyle nasıl kana bulandığını da gösteriyor.

Esenyurt’ta belki hayatları boyunca asla girip bir şeyler alamayacakları lüks AVM inşaatında çalışırken şantiyede yatakhane olarak kullanılan çadırda, insanlık dışı koşullara rağmen 5-6 saatlik bir uyku için yatıp bir daha asla uyanamayan 11 işçiyle birlikte yakıyor sizi… Üstelik o cinayete neden olan yangının; patronun görüntüsünden rahatsız olduğu için çadır içine sokturduğu döşeklerin alev almasıyla çıktığını okuyunca bir kez daha kavruluyor bedeniniz, sonra o garibanların içinde can verdiği çadırın nizamnameye aykırı olarak yangına dayanıksız malzemeden yapıldığını okuyunca bir daha, sonra bunca ölüme rağmen adına ‘taşeronluk’ denilen köle düzeni sayesinde olayın asıl sorumlusu sayılması gereken büyük para babaları yerine neredeyse işçilerin suçlu çıktığını okuyunca bir daha…

Soma’da 301 garibanın yerin yüzlerce metre altında cayır cayır yanmasıyla, bir işçinin Tuzla’da gemi yapımında yüzlerce metre yüksekten boş ambara düşerek ölmesi arasında hiçbir fark olmadığını gösteriyor İsmail Saymaz. Ve diyor ki:

“Türkiye’de iş kazaları olgusu, ileri sürüldüğü gibi ‘fıtrat’ ya da ‘kader’ değildir. Ülkede 24 Ocak 1980’den beri uygulanan ve AKP iktidarlarında evrimi tamamlanan neoliberal politikaların zorunlu sonucudur… Bu sayede işveren velinimete, işçiler kula dönüştürüldü. Çalışma hakkı gasp edilen yurttaş, kömür yardımları ve yardım paketleriyle iktidara bağımlı hale getirildi. Sendikanın yerini tarikat, cemaat ve dini yardım kuruluşları, grevin yerini tevekkül, iş güvenliğinin yerini ‘fıtrat’ aldı.”

Fıtrat’ta;

“…Hani şimdi bizim soframıza 
haftada bir et gelir. 
Ve 
çocuklarımız, işten eve 
sapsarı iskelet gelir.” diyen Nazım’ın şiirindeki çocukları anlatıyor İsmail Saymaz.

O büyük yoksulluğun kaderleri olduğuna inandırmaya çalışanların ellerinde iskelete dönen ama bir daha asla eve gelemeyecek çocukları…

 

Fıtrat

İsmail Saymaz

İletişim Yayınları, 2016

253 sayfa, 21,5 TL