Yarım kalan babaların romanı...

 

Bir baba-oğul romanı bu. Belki en net yapılabilecek tespit…de yeter mi? Sanmam…

Uzun zaman olmuştu elime aldığım bir kitabı yutar gibi iki gecede bitirmeyeli ve aslını isterseniz sosyal medyada kitaba ilişkin ilk haber çıkıp da Nuri Bilge Ceylan’ın çektiği kapak fotoğrafını gördüğümde, beklentim zaten öyleydi. Bir yağmur sonrası oluşan su birikintisinin etrafında muhteşem bir aylaklıkla dolaşan o 3 kaz…

Ben Hasan Ali Toptaş sevenlerdenim, saklamayacağım. Yazdıklarını hep büyük bir iştahla okudum. İnsanı, bu ülkenin insanını, Anadoluluyu anlatımını her zaman hayranlıkla izledim. Öykülerinden romanlarına, söyleşilerine kadar diyeyim, siz anlayın. Bu kez de romanı beklediğime değdi.

Bir baba-oğul romanı bu, evet.

Ama Anadolu’nun bozkırını kendine plato yapmış, üzerinde birbirinden güzel karelerle toplamda nefis bir filmi okuyucunun zihninde yaratmasına yol açan bir roman. Üstelik -evet, benim genelde yaptığım gibi- kendi oyuncu kadronuzu kurarak, kendi Anadoluluğunuzun filmini çekmenizle sonuçlanan bir roman.

Giderek edebiyatımızın yeni Fakir Baykurt’u oluyor bana kalırsa Toptaş. Sakın bunu büyük bir iddia gibi görmeyin. Çocukluğunun Denizli’sinden bugüne gezdirirken sizi, roman boyu peşinizi bırakmayacak o rüzgar hızında koşan atla bu toprağın bütün çocukluklarına uğruyor çünkü. Babaları, oğulları, sıradan akrabaların sıra dışı hayatlarını, hasılı kentli-köylü hepimizin yaşamlarına değiyor…

Bir minibüs için kent kent gezmekle geçen ömrünün son deminde evinin merdivenlerini bile çıkamayacak hale gelmiş bir babanın kendiyle hesaplaşmasını anlatırken, evin cümle kapısındaki çiçeğe gösterdiği saygıyla tıpkı Fakir Baykurt gibi selamlıyor Anadolu toprağını…

Okuruna kendi filmini çekmesi için ucu açık bıraktığı yerlerle de ‘Binlerce yıldır hep birlikte yazdık bu toprakların hikayesini madem, gel romanıma da ortak ol’ diyor adeta…

“Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır” cümlesini sunsam romandan, belki o bile tek başına bu romanı okumak için yeterli gerekçe olacaktır.

Ama…

“Kimi zaman iç kanamalı bir şilep gibi, rakıya demirlerler yüreklerini.” diye devam etmeden olmaz ki…

Okumalısınız bu kitabı.

Hatta sadece okumakla kalmamalı, okurken zihninizden filmini de çekmelisiniz. Romanın ilk sayfasından sonuna kadar durmaksızın koşan o at gibi, özgür bırakarak kendinizi...

 

Kuşlar Yasına Gider

Everest Yayınları

Ekim 2016, 248 sayfa, 18 TL