”Ne içindeyim zamanın, 
ne de büsbütün dışında. 
Yekpare, geniş bir anın 
parçalanmaz akışında…”
 
14 milyar yaşında bir evrende yaşıyoruz. Aslında 13,7 milyar da, o kadar zamanın içinde 300 milyon yılın lafı olmaz diye rahatça yuvarladım, sakıncası yoktur sanırım. Bu ihtiyar evren içinde, kendi halinde dönüp duran dünyamızın yaşıysa 5 milyar olarak hesaplanıyor. Yani kaba bir hesapla evrenin orta yaşlılık dönemine denk gelen bir babalığın ürünü. İşten güçten dolayı ertelenmiş, doğduktan sonra da biraz buldumcuk olunmuş bir evlat gibi bizim mavi gezegen…
 
Dünya üzerinde ilk canlının görülmesi ise 3 milyon yıl önceye dayanıyor. Buradan çıkan sonuç da elbette, evren dedenin neredeyse 13,5 milyar yıl huzur içinde, gürültü patırtı olmadan sakin bir yaşam sürdüğü. Evlatlarından dünya, bu uzun süre içinde belki kendisine torun zevki tattıramamış ama kafasını da pek ütülememiş ihtiyar babasının…
 
‘Evrim mi haklı yaratılış mı’ geyiğine hiç girmeyeceğim. Yazdıklarımı okuyan, beni az buçuk tanıyan herkes bilir ki; yetişme çağında İlin ve Segal’den ‘İnsan Nasıl İnsan Oldu’yu okuyan herkes gibi ben de sadece bilime eyvallah diyenlerdenim ama mevzu o değil…
Oluşma serüveninden çok oluştuktan sonra ne yaptığıyla ilgiliyim ben insanoğlunun.
 
Bilimsel akla ulaşıncaya kadar yaşanan acılar, savaşlar, yobazların zulmü falan da biliniyor ama o zamana kadar da pek boş durmamış insan denen rahatsız mahlûk.
 
Yazının üzerindeki fotoğrafta gördüğünüz yer Peru’nun kuzeybatısındaki Chanquillo (Çankiyo) Kuleleri. Aynı adı taşıyan bir harabenin bulunduğu arkeolojik alanın içinde bulunan 13 kulenin adı. Harabenin ortasında büyük bir tapınak olduğu için arkeolojik kazılarda hep bu tapınağın üzerinde duruldu. Bundan sadece 7 yıl önce 2007 yılında, Ivan Ghezzi (Ayvın Getzi) adında rahatsız bir arkeolog (neden rahatsız dediğimi anlayacaksınız, biraz sabır lütfen) tapınağın kalıntıları üzerinden bu kulelere bakarken işi zamanla bütünleştirince bambaşka bir keşfin kapısını araladı. Ghezzi zaman- mekan ilişkileri üzerine kafa yoran bir bilim adamıydı ve her sabah güneşin doğuşunda kulelerin arasından kayıp farklı bir noktadan göründüğünü anlaması uzun sürmedi.  Evet, karşısında duran ve 300 metrelik bir doğru boyunca uzanan bu 13 kule, tam 2500 yıl önce yapılmış müthiş bir takvimdi! Bizim mirasyedi dünya efendi kendi ekseninde yatık olduğu için güneş yıl boyunca her gün kayarak ayrı noktalardan arz-ı endam ediyor, bu yüzden de 2500 yıl önce en ince detayına kadar hesaplanarak bu çölün ortasına dikilmiş kulelerin arasından bakınca hangi gün olduğu şıp diye anlaşılabiliyordu.
 
Yazının başından beri yapmaya çalıştığım bilimsel ukalalık değil, emin ol sevgili okur.
Sadece senin de tıpkı benim gibi ‘adamlar göktaşına modül indirdi biz hala nelerle uğraşıyoruz’ geyiğinden sıkıldığını düşünüyorum o kadar. Görüyorsun ki mesele bugün nereye gelindiği değil, geçmişte de neler neler yapılabilirken bugün hangi saçmalıklarla uğraşıldığı.
 
Din adına, petrol adına, para adına, güç adına savaşlar yaratıp, insanları olmadık acılara boğmak, 2500 yıl önce o kulelerin matematik hesaplarını yapan adamın aklında var mıydı sence?
 
Peki 2500 yıl sonra, o günden daha geride olmak, zamanı tersine işletmek değil mi?
Gerideki mi daha ileride aslında yoksa tarih olarak ilerleyenin aklı yerkürenin henüz sıcak olduğu günlerden daha mı ilkel?
 
Soru çok da…
Kesin olan tek şey var:
14 milyar yılda yapılanın içine etmemiz bin yıl bile sürmemiş…