Deli İbram Divanı

 

Bir deniz romanı bu ya da daha doğrusu şöyle demeli:

Binlerce yıldır; kurduna, kuşuna, leyleğine ve ille de iyisiyle kötüsüyle insanına ev sahipliği yapan toprağın biraz kenarda durarak, denize başrolü verdiği, yunusların iyiliğini izlemeye daldığı bir roman…

Güçlü olmak için kan akıtmayı normal gören insanoğlunun, gücünü sürdürebilmek için de hem benzerlerini hem de diğer canlıları nasıl yok edebileceğini anlatıyor Ahmet Büke

Ama ne anlatmak…

Büyük cümleleri var, denizin büyüklüğü kadar…

Kendilerine “…dağdaki üzümü, beldeki zeytini, dalyandaki balığı öğretmek” karşılığında “can almayı öğrenmek” isteyenlerin hikayesi kadar büyük…

Boynundaki çanıyla insanlığı uyarmaya çalışan Deli İbram’ın, can almayı bir kez öğrenmiş insanoğlunun asla durmayacağını bilmesine rağmen yaşamakta ayak diremesinin romanı.

Yusuf’un yüzünden yetim kalmış Leyla’nın, uğursuz bir yunus avından sonra gurbete mahkum edilmiş Osman’ın, yavru yunusların, çevre katliamının, doymak bilmez insanların hikayesi…

Yaşar Kemal’in Deniz Küstü’sünden beri bu kadar duru ve güçlü bir deniz romanı okumadım desem yeridir.

Yine ‘deniz romanı’ dedim, farkındayım ama kitabın her sayfasına o kadar ustaca yerleştirilmiş ki denize ait ne varsa; halatı, teknesi, balığı, kayası, efsanesi, denizcisi… isteseniz de aklınızdan çıkmıyor… kitap bittiğinde elleriniz deniz kokuyor neredeyse…

 

 

Deli İbram Divanı

Ahmet Büke

Can Yayınları

Roman, 204 sayfa, 25 TL.